Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan, 24 Aralık 2025 tarihinde kabul edilen ve 25 Aralık 2025 tarihli ile 33118 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı “Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” aracılığıyla yapısal ve usuli bir dönüşüm sürecine gidilmiştir.
“11. Yargı Paketi” olarak adlandırılan bu kapsamlı mevzuat çalışması; hukuki güvenliğin kuvvetlendirilmesi, yargılamaların makul sürede tamamlanması, çözüm merkezli ve öngörülebilir bir adalet sisteminin oluşturulması ile ceza adaleti sisteminin etkinlik ve caydırıcılığının tahkim edilmesi gibi hedeflere odaklanmaktadır.
Kanun, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinde yapılan değişikliği içermektedir. Bu müdahale ile, uzun yıllardır Ağır Ceza Mahkemelerinin mutlak ve katalog görev alanı içerisinde mütalaa edilen “nitelikli dolandırıcılık” suçu (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 158), bu özel sayım listesinden hukuken tahliye edilmiştir. Değişikliğin temel felsefesi; ağır ceza mahkemelerindeki kronik iş yükünün dağıtılması ve özellikle dijitalleşen dünyada vaka sayısı artan siber ve finansal suçların yargılamasında gecikmeleri önlemektir.
Nitelikli Dolandırıcılık Suçunda “Ağır Ceza” Pratiğinin Gelişimi ve Tıkanması
Hukuk sistemimizde mahkemelerin görevlerini belirleyen temel ve evrensel ölçüt, sanığa isnat edilen suçun kanunda öngörülen ceza miktarının üst sınırıdır. 5235 sayılı Kanun’un 12. maddesi, ağır ceza mahkemelerinin görev alanını iki temel sütun üzerine inşa etmiştir. Birinci sütun, “kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, müebbet hapis, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren” suçlara ilişkin genel ağırlık kuralıdır. İkinci sütun ise, suçun öngördüğü ceza miktarından bağımsız olarak, kanun koyucunun suçun işleniş biçimi, niteliği, kamu düzenine etkisi veya delil değerlendirme sürecinin karmaşıklığı gibi gerekçelerle özel olarak ismen saydığı “katalog suçlar” sistemidir.
7571 sayılı Kanun öncesindeki rejimde, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenen “Nitelikli dolandırıcılık” suçu, bu katalog içerisinde açıkça ve ismen zikredilmekteydi. TCK m. 158’in genel ceza yaptırımı üst sınırının kural olarak on yıla kadar hapis cezası olması sebebiyle (örneğin TCK m. 158/1 fıkrası alt bentleri için temel şekliyle 3 yıldan 10 yıla kadar hapis öngörülmektedir), eğer bu suç 5235 sayılı Kanun m. 12 kataloğunda özel olarak sayılmamış olsaydı, zaten genel hükümler uyarınca asliye ceza mahkemesinin görev alanında kalacaktı. Ancak kanun koyucu, nitelikli dolandırıcılık suçunun içerdiği hile unsurunun kurgusal karmaşıklığını, mağdur sayısının ve mağduriyet boyutunun büyüklüğünü, çoğu zaman örgütlü veya iştirak halinde işleniş biçimini ve bilhassa banka, kredi kurumu, bilişim sistemi veya kamu kurumu gibi toplumun güven duyduğu anayasal veya ticari enstrümanların istismar edilmesinin yarattığı tahribatı göz önüne alarak, bu suçun Ağır Ceza Mahkemelerinde görülmesini bilinçli bir kanunlaştırma politikası olarak tercih etmiştir.
Bu sistem başlangıçta makul bir denge sunmaktaydı. Ancak özellikle TCK m. 158/1-f (Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması) bendi, teknolojinin evrimi, e-ticaretin yaygınlaşması, mobil bankacılık sistemlerinin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ve kripto varlık sisteminin kontrolsüz büyümesi ile birlikte, devasa bir mutasyona uğramıştır ve Türkiye’nin tüm adliyelerindeki ağır ceza mahkemelerinin iş yükünün büyük çoğunluğunu bu bendin ihlalleri oluşturur hale gelmiştir.
Bu durum, doğası gereği heyet halinde çalışma zorunluluğu olan, kararlarını müzakere ile alan ve daha ağır işleyen ağır ceza mahkemelerinin kapasitesini felç etme noktasına getirmiştir. Cinayet, nitelikli yağma, cinsel istismar, zimmet, rüşvet, terör ve anayasal düzene karşı suçlar gibi asli ve yüksek ağırlıklı ceza gerektiren davalara odaklanması gereken ağır ceza heyetleri, mesailerinin büyük bölümünü banka hesap hareketlerinin incelenmesi (dekont takibi), IP adresi tespitleri, log kayıtlarının çözümlenmesi, HTS analizleri ve baz istasyonu verilerinin çapraz sorguları ile tüketmek zorunda kalmıştır. Mahkemelerin uzmanlık alanı olmayan bu dijital delillerin analizi için dosyalar sürekli bilirkişilere tevdi edilmiş, bilirkişi raporlarının beklenmesi yargılamaları yıllarca uzatmıştır.
7571 Sayılı Kanun ve Madde 12 Revizyonu: Katalogdan Çıkışın Analizi
25 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle birlikte, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının metninde yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158)” ibaresi tamamen kanun metninden silinerek tasfiye edilmiştir.
Bu silinme işlemi ile birlikte Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesi kapsamındaki tüm fiiller;
- dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-a),
- kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durumdan veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-b),
- kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-c),
- kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-d),
- kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık (m.158/1-e),
- bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-f),
- basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-g),
- tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında dolandırıcılık (m.158/1-h),
- serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-i),
- sigorta bedelini almak maksadıyla dolandırıcılık (m.158/1-k) ve
- kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık (m.158/1-l)
fiillerinin tamamı artık istisnai bir katalog suçu olmaktan çıkmıştır.
Hukuk sistemimizde “genel görevli” ilk derece ceza mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesidir. 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görev alanı dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır. TCK 158. maddesinin öngördüğü ceza miktarı kural olarak on yıldan fazla hapis cezasını gerektirmediğinden, “katalogda yer alma” istisnası ortadan kalktığı anda, tüm nitelikli dolandırıcılık dosyaları (şayet eylem başka bir boyutuyla on yıldan ağır bir suçu oluşturmuyorsa) Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına otomatik olarak düşmüştür.
Geçiş Rejimi ve Geçici Madde 7’nin Uygulama Dinamikleri
Türk hukuku uygulamasında, usul kanunlarında yapılan ve “derhal uygulama” kuralını gerektiren değişiklikler, geçmişte yeterli geçiş hükümleri öngörülmediği durumlarda “dosya göçü” veya “adliye içi kargo trafiği” olarak adlandırılan büyük idari ve yargısal krizlere yol açmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 7’nin genel ruhu ve “derhal uygulanırlık” ilkesi gereği, bir yasa ile bir suçun görevli mahkemesi değiştiğinde, eğer kanun koyucu özel bir statü ihdas etmezse, o anda yetkisiz veya görevsiz kalan mahkemenin derhal el çekerek görevsizlik kararı vermesi gerekir.
Türkiye çapında Ağır Ceza Mahkemelerinde derdest olan TCK 158 dosyasının, yasanın yürürlüğe girdiği 25 Aralık 2025 sabahında bir gecede verilecek toplu görevsizlik kararları ile Asliye Ceza Mahkemelerine gönderilmesi, adalet sisteminin fiziki, personel ve idari kapasitesini anında çökertecek, duruşma günlerinin yıllar sonrasına ötelenmesine neden olacak bir kaos potansiyeli taşımaktaydı.
Kanun koyucu, yargısal sistemde felç etkisi yaratabilecek bu potansiyel riski bertaraf etmek amacıyla, 7571 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile 5235 sayılı Kanun’a “Geçici Madde 7” hükmünü eklemiştir. Bu hüküm, adalet mekanizmasının işleyişinde “görevde süreklilik” ilkesini esas alan bir geçiş rejimini düzenlemektedir.
Geçici Madde 7 uyarınca, 25 Aralık 2025 tarihi itibarıyla kovuşturma aşamasına geçmiş, yani iddianamesi kabul edilerek Ağır Ceza Mahkemesinde esasa kaydedilmiş (derdest hale gelmiş) olan TCK 158 dosyaları bakımından, mahkemelerin yeni yasayı gerekçe göstererek görevsizlik kararı vermesi kesin ve açık bir dille yasaklanmıştır. Bu dosyalar, iddianamenin kabul edildiği ve yargılamanın sürdüğü Ağır Ceza Mahkemesinde, heyet halinde incelenmeye devam edilecek ve kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar Ağır Ceza Mahkemesinin yetki ve görev alanında kalacaktır. Bu hukuki durum, sanıklar, katılanlar ve müdafiler açısından önemli bir usuli güvence sağlamaktadır. Dosyanın yargılamanın ortasında tamamen farklı bir mahkemeye devri, adil yargılanma hakkının ihlaline yol açacaktır.
Kanunun yürürlüğe girdiği 25 Aralık 2025 tarihinde karara çıkmış olup da Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf) veya Yargıtay (Temyiz) incelemesinde bulunan TCK 158 dosyaları için de aynı yasal koruma kalkanı devrededir. Üst derece kanun yolu mahkemeleri, dosyayı incelerken “kanun değişikliği ile görevli mahkeme artık Asliye Ceza Mahkemesi olmuştur, Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karar görevsizlik yönünden hukuka aykırıdır” şeklindeki bir gerekçeyle kararı salt görev yönünden bozarak dosyayı yerel mahkemeye iade edemeyecektir. Eğer karar esastan, delil yetersizliğinden veya başka bir maddi/usuli nedenden dolayı bozulursa, dosya bozma sonrası yenilenen yargılama yapılmak üzere yine kararı ilk veren Ağır Ceza Mahkemesine gönderilecek ve bu mahkeme tarafından sonuçlandırılacaktır.
Buna karşın, 25 Aralık 2025 tarihi itibarıyla Cumhuriyet Başsavcılıkları nezdinde henüz soruşturması devam eden, toplanmamış delilleri bulunan, henüz iddianamesi düzenlenmemiş veya iddianamesi düzenlenip yetkili mahkemeye sunulmuş olsa dahi “iddianamenin kabulü kararı” (CMK m. 174 ve devamı uyarınca) henüz mahkemece verilmemiş olan tüm TCK 158 soruşturma dosyaları, yeni rejime tabidir. Bu dosyalar için düzenlenecek iddianameler doğrudan Asliye Ceza Mahkemelerine hitaben yazılacak ve yargılama süreci tek hâkimli asliye ceza pratiğinde, yeni usul kurallarına göre şekillenecektir.
HSK’nın 73 Sayılı Kararı: “İhtisas” Mahkemelerinin Tasfiyesi ve “Genel Tevzi” Dönemine Geçiş
7571 sayılı Kanun ile TCK 158 suçlarının görev alanının hukuken Asliye Ceza Mahkemelerine devredilmesinin hemen ardından, uygulamada bir başka sorun baş göstermektedir. Zira, adalet sisteminde daha önceden alınmış olan 12 Nisan 2023 tarihli ve 868 sayılı HSK Birinci Dairesi kararı uyarınca, bilişim suçları ve nitelikli dolandırıcılık davaları için adliyelerdeki belirli numaralı Asliye Ceza Mahkemeleri “İhtisas Mahkemesi” (uzmanlık mahkemesi) olarak yetkilendirilmişti. Yani TCK 158 dosyaları Ağır Ceza’nın yetki alanından Asliye Ceza’nın alanına düştüğünde, mevcut HSK idari düzenlemesi uyarınca bu yeni dosya yığını sadece belirli ve kısıtlı sayılardaki “İhtisas Asliye Ceza Mahkemesinin” üzerine yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu senaryo, söz konusu ihtisas mahkemelerinin fiziken çökmesi ve işlevsiz hale gelmesi anlamına gelmekteydi.
Bu idari tıkanıklık tehlikesini öngören Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi, 14 Ocak 2026 tarihinde aldığı 73 sayılı karar ile (15 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete, Sayı: 33138) bilişim suçları ve nitelikli dolandırıcılık alanındaki “ihtisaslaşma” uygulamasına resmen ve tamamen son vermiştir.
Bu idari kararın kapsamı:
HSK kararı ile yalnızca TCK m. 158/1-f (Bilişim/banka suretiyle nitelikli dolandırıcılık) değil; aynı zamanda;
- TCK m. 142/2-e (Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle nitelikli hırsızlık),
- TCK 243 (Bilişim sistemine girme), TCK 244 (Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme),
- TCK 245 (Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması) ve
- TCK 245/A (Yasak cihaz veya programlar kullanma) suçlarına ilişkin tüm davalar ihtisas kapsamından çıkarılmıştır.
Belirtilen suç türlerine ait savcılıkça hazırlanan tüm iddianameler, 15 Ocak 2026 tarihinden itibaren ilgili adliyede bulunan “tüm” Asliye Ceza Mahkemelerine eşit şekilde dağıtılacaktır. Bu sayede iş yükünün tek bir mahkeme veya hâkim üzerinde yoğunlaşmasının önüne geçilmesi ve yargılamaların daha makul sürede tamamlanması hedeflenmektedir.
HSK’nın bu radikal değişikliğe gitmesindeki en temel felsefi ve pratik gerekçe, bilişim suçları (TCK 243, 244) ile dolandırıcılık/hırsızlık (TCK 158, 142) suçları arasındaki yüksek “geçişkenlik” ve iç içe geçmişliktir. Siber olaylarda failin eyleminin TCK 243 mü, TCK 244 mü yoksa TCK 158 mi olduğu çoğu zaman iddianame aşamasında netleştirilememekte; ancak yargılamanın ilerleyen safhalarında, siber güvenlik uzmanlarından alınan bilirkişi raporları sonrasında kesinleşebilmektedir. İhtisas mahkemeleri döneminde mahkemeler, “bu eylem dolandırıcılık değil salt bilişim sistemini bozmadır” veya tam tersi gerekçelerle sürekli birbirlerine dosya göndermekte, bu durum yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesini zedeleyerek sistem genelinde emek ve zaman kaybına yol açmaktaydı.
Bilişim ve dolandırıcılık suçlarında genel bağlamda ihtisas kaldırılmasına rağmen, HSK, 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki yasadışı bahis oynatma, aracılık etme ve yer sağlama suçları yönünden ihtisas mahkemesi uygulamasının devamına hükmetmiştir.
CMK 128/A Tedbir Rejimi
7571 sayılı Kanun ile nitelikli dolandırıcılık suçlarının Ağır Ceza’dan Asliye Ceza Mahkemesine devredilmesi, sanılanın aksine, bu suçların hukuki tehlikeliliğinin veya toplumsal vahametinin yasa koyucu nezdinde azaldığı anlamına gelmemektedir. Tam aksine, kanun koyucu mahkemelerin iş yükünü yeniden dengelerken, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılarının ve hatta bağımsız mali kurumların yetkilerini, suç gelirlerinin aklanmasını ve uluslararası dijital ağlarda paranın izinin kaybettirilmesini önlemek amacıyla bir koruma tedbiri düzenlemesinde bulunmuştur. Bu tedbir, 7571 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) eklenen 128/A maddesidir.
CMK m. 128/A, “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlığını taşımakta olup; TCK m. 142/2-e (Nitelikli Hırsızlık), TCK m. 158/1-f ve 158/1-l (Nitelikli Dolandırıcılık) ile TCK m. 245 (Kartların kötüye kullanılması) suçlarına münhasıran uygulanacak “hızlı blokaj ve elkoyma” mekanizmasını ihdas etmiştir.
Sonuç
7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (11. Yargı Paketi), uzun yıllardır ceza adaleti sisteminin kronik problemlerinden biri olan “nitelikli dolandırıcılık görev alanı” uyuşmazlığını bir mevzuat müdahalesiyle çözmüştür. 5235 sayılı Kanun m. 12’de yapılan yasal değişiklikle TCK 158 kataloğunun silinmesi, bu suçun tamamıyla Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına devriyle sonuçlanmış; yasa koyucu Geçici Madde 7 mekanizması sayesinde ise mevcut derdest dosyaların hareket etmesini engelleyerek adli teşkilatta yaşanabilecek büyük bir görevsizlik ve yargısal felç krizinin akıllıca önüne geçmiştir.
Bu maddi görev değişimi, adalet sisteminin zayıflaması anlamına gelmemekte; tam aksine CMK m. 128/A ile savcılara ve mali kurumlara tanınan 48 saatlik hızlı hesap askıya alma, şartsız ve hızlı yargısal elkoyma ile mağdura doğrudan iade mekanizmalarıyla tahkim edilerek güçlendirilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 15 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe giren idari kararı ise, “bilişim suçlarında ihtisas” defterini kapatarak, iş yükünü adliyedeki tüm Asliye Ceza hâkimlerinin omuzlarına paylaştırmış ve yargılamayı hızlandırmayı hedeflemiştir.
