Nefes alkol ölçümleri, tek başına ve prosedür güvenceleri sağlamadan, KTK m.48/5 kapsamında idari yaptırıma dayanak teşkil edemez.
Kan Testiyle Çelişen veya Bilimsel Hata Payı Barındıran Ölçümler Karşısında “Şüpheden Sanık Yararlanır” İlkesi İdari Yaptırımlarda da Uygulanmalıdır.
GİRİŞ
Alkollü araç kullanımı, trafik güvenliğini ve kamu düzenini doğrudan ilgilendiren bir fiil olup Türk hukukunda hem idari yaptırımlar hem de belirli koşullarda ceza hukuku yaptırımlarıyla karşılık bulmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48. maddesi uyarınca, sürücünün alkollü olarak araç kullandığının tespiti halinde idari para cezası uygulanmakta ve sürücü belgesi belirli sürelerle geri alınmaktadır. Ancak bu yaptırımların hukuka uygun şekilde uygulanabilmesi, sürücünün alkollü olduğunun hukuken geçerli, bilimsel olarak güvenilir ve usule uygun ölçümlerle ortaya konulmasına bağlıdır.
Bu çalışmada; alkollü araç kullanımı nedeniyle uygulanan idari yaptırımlarda nefes alkol ölçümleri ile kan testlerinin hukuki ve bilimsel güvenilirliği, ölçüm yöntemleri arasındaki çelişkiler çerçevesinde ele alınmaktadır. İncelemede, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuat, ölçüm cihazlarına ilişkin teknik düzenlemeler, adli tıp literatürü ile Danıştay ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirilerek; ölçüm sonuçlarının hangi koşullarda hukuken geçerli kabul edilebileceği ve şüpheli ölçümlere dayanılarak idari yaptırım uygulanıp uygulanamayacağı ortaya konulmaktadır.
1. Alkollü Araç Kullanımında Ölçüm Yöntemlerinin Hukuki ve Bilimsel Niteliği
Alkollü araç kullanımının tespitinde kullanılan ölçüm yöntemleri, uygulanacak idari yaptırımların hukuka uygunluğu bakımından belirleyici niteliktedir. 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca yaptırım uygulanabilmesi için sürücünün alkollü olarak araç kullandığının tespit edilmesi zorunlu olup, bu tespitin hukuken geçerli, bilimsel olarak güvenilir ve usule uygun ölçümlere dayanması gerekir.
Uygulamada alkol ölçümü başlıca iki yöntemle yapılmaktadır:
- Nefes alkol ölçümü (alkolmetre)
- Kan alkol düzeyinin tespiti.
Her iki yöntemin de bilimsel dayanakları ve güvenilirlik koşulları bulunmakta; bu koşullara uyulmaması halinde ölçüm sonuçlarının hukuki delil değeri tartışmalı hale gelmektedir.
1.1. Nefes Alkol Ölçümü (Alkolmetre)
Nefes alkol ölçümü, solunum havasındaki etil alkol buharının ölçülmesine dayanan dolaylı bir yöntemdir. Bu yöntemde, solunum havasındaki alkol miktarı ile kandaki alkol miktarı arasında belirli bir oran bulunduğu varsayılmaktadır. Ancak bu oran sabit olmayıp; bireysel metabolizma farklılıkları, ölçüm koşulları ve çevresel etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir.
Alkolmetre cihazlarının güvenilir sonuç verebilmesi için ölçüm öncesinde birtakım zorunlu prosedürlerin yerine getirilmesi gerekir. Bilimsel ve adli tıp literatüründe kabul edildiği üzere, ölçümden önce sürücünün en az 15–20 dakika boyunca herhangi bir şey yiyip içmemesi, sigara kullanmaması ve ağız içi alkol kalıntısı oluşturabilecek ürünlerle temas etmemesi zorunludur. Bu bekleme süresinin amacı, ağız içi alkol kalıntısının cihaz tarafından vücut alkolü gibi algılanmasının önüne geçmektir.
Uygulamada, ağız gargaraları, ağız ve boğaz spreyleri, tıbbi antiseptikler, el dezenfektanları, bazı ilaçlar ve fermente gıdalar gibi unsurların ölçüm sonuçlarını geçici ve yanıltıcı biçimde etkileyebildiği bilinmektedir. Buna rağmen ölçüm öncesi bekleme süresine uyulup uyulmadığı çoğu zaman tutanaklarda açıkça belirtilmemekte; bu durum ölçüm sonucunun güvenilirliği bakımından ciddi belirsizlikler doğurmaktadır.
Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2020/5837 E., 2022/1291 K. sayılı kararında, ölçümün nasıl yapıldığına dair yeterli açıklık bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş; Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2019/4860 E., 2020/3159 K. sayılı kararında ise nefes ölçümünde şüphe doğuran koşullarda sonucun tek başına kesin delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Ayrıca, alkolmetre cihazlarının teknik güvenilirliği de ölçümün hukuki geçerliliği açısından belirleyicidir. 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu uyarınca, ölçüm cihazlarının belirli periyotlarla kalibrasyonunun yapılması zorunludur. Kalibrasyonu yapılmamış veya kalibrasyon belgesi ibraz edilemeyen cihazlarla yapılan ölçümlerin hukuken geçerli kabul edilmesi mümkün değildir.
1.2. Kan Alkol Düzeyinin Tespiti
Kan alkol düzeyinin tespiti, alkol miktarının doğrudan kandaki etil alkol üzerinden ölçülmesine dayanan bir yöntem olup, bilimsel açıdan nefes ölçümüne kıyasla daha güvenilir kabul edilmektedir. Özellikle nefes ölçüm sonuçlarının şüpheli olduğu veya sürücünün ölçüme itiraz ettiği hâllerde, kan testi önemli bir referans oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, kan testinin de mutlak doğruluk taşıdığı söylenemez. Kan örneğinin alınması sırasında izlenen prosedürler, ölçüm sonucunun güvenilirliğini doğrudan etkilemektedir. Özellikle alkol içeren dezenfektanların kullanılması, ölçüm sonucunun yanlış biçimde yüksek çıkmasına yol açabilmektedir. Ayrıca, kanın alındığı zaman ile olay anı arasında geçen süre de ölçüm sonucunun değerlendirilmesinde kritik önemdedir.
Etil alkolün vücuttan atılım hızı kişiden kişiye değişmekte olup, literatürde saatlik eliminasyon oranlarının geniş bir aralıkta ele alındığı görülmektedir. Bu nedenle, olaydan belirli bir süre sonra yapılan kan testinin, olay anındaki alkol düzeyini kesin ve tartışmasız biçimde yansıttığını kabul etmek mümkün değildir.
1.3. Ölçüm Yöntemleri Arasındaki Çelişkinin Hukuki Sonuçları
Nefes alkol ölçümü ile kan testi arasında çelişki bulunması halinde, ölçüm sonuçlarının değerlendirilmesinde şüphe kavramı belirleyici hale gelmektedir. Ölçüm yöntemleri arasındaki ciddi farklılıklar, ölçüm sürecinde usule uyulmadığını veya ölçümlerin bilimsel kesinlik taşımadığını gösteriyorsa, bu durumun birey aleyhine yorumlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Adli tıp ve toksikoloji literatüründe, saatlik eliminasyon oranlarının yaklaşık 0,10–0,25 promil aralığında değişebileceği kabul edilmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2019/3691 E., 2019/6182 K. sayılı kararında da kandaki alkol seviyesinin saatte ortalama 0,12–0,20 promil düştüğü ifade edilmiştir. Bu değişkenlik, ölçüm sonuçlarının kesinlikten uzak olabileceğini göstermektedir.
Danıştay 8. Dairesi’nin 2019/5164 E., 2022/5433 K. sayılı kararında da ölçüm işleminin usule aykırı olması halinde idari yaptırımın iptal edilmesi gerektiği; ölçüm sonuçları doğru kabul edilse dahi, bilimsel hata payının yasal sınır altını kapsaması halinde sürücünün alkollü sayılmaması gerektiği vurgulanmıştır.
2. Alkollü Araç Kullanımında Mevzuat Çerçevesi
Alkollü araç kullanımı, yalnızca Karayolları Trafik Kanunu hükümleriyle sınırlı olmayıp; anayasal ilkeler, ikincil mevzuat düzenlemeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir hukuki alandır. Bu nedenle idari yaptırımların hukuka uygunluğu, mevzuatın bütüncül ve sistematik yorumuna bağlıdır.
SONUÇ
Alkollü araç kullanımına ilişkin idari yaptırımlar, yalnızca ölçüm sonucuna dayanılarak otomatik ve tartışmasız biçimde hukuka uygun kabul edilemez. Ölçümün hangi yöntemle yapıldığı, kullanılan cihazın teknik yeterliliği, ölçüm sürecinin mevzuata ve anayasal ilkelere uygunluğu, uygulanan idari para cezası ve sürücü belgesinin geri alınması işlemlerinin hukuki geçerliliğini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her somut olay, ölçüm süreci ve bilimsel veriler birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır.
Bu yazıda yer verilen hususlar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Somut olayın özelliklerine göre yapılacak hukuki değerlendirme farklılık gösterebileceğinden, dosyanıza özgü inceleme için konusunda uzman bir avukatla iletişime geçebilirsiniz.
