Günlük hayatın içerisinde mağazalarda, kafelerde, restoranlarda, otellerde ve çeşitli perakende işletmelerinde sıkça karşılaştığımız bazı uyarı levhaları vardır:






Bu tür levhalar çoğu zaman işletmeler tarafından olası uyuşmazlıkları önlemek veya işletmenin sorumluluğunu sınırlandırmak amacıyla kullanılmaktadır.
Ancak bir işyerine tabela asılması, tek başına işletmeye kanunun üzerinde bir yetki vermez.
Bir uyarı levhasının hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı; levhanın içeriğine, uyuşmazlığın niteliğine, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye, ilgili kanuni düzenlemelere, sözleşmenin kuruluş şekline ve somut olayda kusur ile zararın bulunup bulunmadığına göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Özellikle tüketici işlemlerinde, kanundan doğan hakların tek taraflı bir tabela veya standart sözleşme hükmüyle ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bununla birlikte, her “iade yoktur” levhasının bütün durumlarda ve mutlak biçimde geçersiz olduğunu söylemek de hukuken doğru değildir.
“Satılan Mal Geri Alınmaz / İade Yoktur” Tabelasının Hukuki Durumu
“İade yoktur” ibaresi değerlendirilirken öncelikle şu soru sorulmalıdır:
Satın alınan ürün ayıplı mı, ayıpsız mı? Ayrıca satış mağazada mı, yoksa mesafeli olarak mı gerçekleştirilmiştir?
Bu ayrım son derece önemlidir.
Ürün Ayıplıysa: “İade Yoktur” Tabelası Kanuni Hakları Ortadan Kaldıramaz
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 8. maddesine göre; tüketiciye teslimi anında taraflarca kararlaştırılmış olan örnek veya modele uygun olmayan ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımayan mallar ayıplı maldır.
Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında, reklam veya ilanlarında belirtilen özelliklerden bir veya daha fazlasını taşımayan; tüketicinin makul olarak beklediği faydayı azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı kabul edilir.
Malın ayıplı olduğunun anlaşılması hâlinde 6502 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca tüketici;
- Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
- Satış bedelinden ayıp oranında indirim isteme,
- Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde ücretsiz onarım,
- İmkân varsa malın ayıpsız misliyle değiştirilmesini isteme
seçimlik haklarından birini kullanabilir.
Satıcı, tüketicinin tercih ettiği seçimlik hakkı yerine getirmekle yükümlüdür.
Dolayısıyla tüketici ayıplı bir ürün satın almışsa, mağazanın duvarına:
“İade yoktur.” veya “Satılan ürün geri alınmaz.” şeklinde bir levha asmış olması, tüketicinin 6502 sayılı Kanun’dan doğan seçimlik haklarını ortadan kaldırmaz.
Ancak burada önemli bir hukuki düzeltme yapılmalıdır:
Bu sonucun doğrudan dayanağı 6502 sayılı Kanun’un 83. maddesi değildir.
6502 sayılı Kanun’un 83. maddesi, Kanun’da hüküm bulunmayan hâllerde genel hükümlerin uygulanacağını ve başka kanunlarda tüketici işlemlerine ilişkin düzenleme bulunmasının 6502 sayılı Kanun’un uygulanmasına engel olmayacağını düzenlemektedir.
Bir işletmenin tüketicinin kanuni haklarını sınırlandırmaya yönelik sözleşme şartı kullanması hâlinde ayrıca 6502 sayılı Kanun’un 5. maddesinde düzenlenen haksız şart hükümleri de gündeme gelebilir.
6502 sayılı Kanun m. 5’e göre tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve dürüstlük kuralına aykırı biçimde tüketici aleyhine dengesizlik yaratan şartlar haksız şarttır ve kesin olarak hükümsüzdür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da tüketici sözleşmelerindeki haksız şart denetiminde, tüketiciyle müzakere edilmeme ve tüketici aleyhine dürüstlük kuralına aykırı dengesizlik yaratma ölçütlerini vurgulamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.06.2020 tarih, 2017/602 E., 2020/283 K. sayılı kararında tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlara ilişkin bu ilkeleri ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir.
Ayıplı Malda Tüketicinin İade Hakkı Mutlak mıdır?
Tüketicinin seçimlik haklarından sözleşmeden dönme hakkının bulunması, her olayda tüketicinin hiçbir koşul olmaksızın mutlaka bedel iadesi alacağı anlamına da gelmez.
6502 sayılı Kanun’un 11/3. maddesinde, ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değiştirme hakkının satıcı açısından orantısız güçlük doğurması hâlinde tüketicinin sözleşmeden dönme veya bedel indirimi haklarından birini kullanabileceği düzenlenmiştir.
Yargıtay da seçimlik hakların kullanılmasında somut olayın özelliklerinin ve hakkaniyetin dikkate alınması gerektiğini kabul etmektedir.
Bu nedenle hukuki olarak doğru ifade:
“Ayıplı malda işletmenin ‘iade yoktur’ tabelası, tüketicinin 6502 sayılı Kanun’dan doğan seçimlik haklarını ortadan kaldırmaz.”
şeklindedir.
Ürün Ayıpsızsa: Fiziki Mağazadan Alışverişte Genel Bir “14 Günlük İade Hakkı” Var mı?
Fiziki mağazadan alınan ayıpsız ürün bakımından genel bir yasal cayma hakkı bulunmamaktadır.
Tüketici mağazaya giderek ürünü görmüş, incelemiş ve satın almışsa ve ürün ayıpsızsa, sırf tüketici daha sonra ürünü beğenmediği veya fikrini değiştirdiği için satıcının kanunen ürünü geri alma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Dolayısıyla:
“İade yoktur.”
ibaresi, ayıpsız bir ürünün fiziki mağazadan satın alınması bakımından kanunda bulunmayan bir cayma hakkını ortadan kaldıran bir hüküm olarak değerlendirilmemelidir.
Burada satıcının iadeyi kabul etmemesinin hukuki dayanağı tabeladan değil, fiziki mağazada gerçekleştirilen ayıpsız satış bakımından genel bir cayma hakkının kanunda öngörülmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Fakat satıcı kendi isteğiyle iade/değişim taahhüt etmişse durum değişir.
Örneğin işletme:
“30 gün içerisinde koşulsuz iade.”
“Beğenmezseniz 15 gün içinde değiştirebilirsiniz.”
“İade garantisi.”
gibi bir taahhütte bulunmuşsa, bu taahhüdün kapsamı ayrıca değerlendirilir.
Satıcının ilan, reklam, kampanya veya sözleşme yoluyla tüketiciye sunduğu bir hak, daha sonra yalnızca mağazadaki bir başka tabela gösterilerek ortadan kaldırılamaz.
İnternetten Alınan Ürünlerde Durum Farklıdır: 14 Günlük Cayma Hakkı
Mesafeli sözleşmelerde ise tüketicinin hukuki durumu farklıdır.
6502 sayılı Kanun’un 48. maddesi ve ilgili Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği kapsamında, tüketici kural olarak malın kendisine veya belirlediği üçüncü kişiye tesliminden itibaren 14 gün içerisinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin cayma hakkını kullanabilir.
Bu hak, ayıplı mal hükümlerinden farklı bir haktır.
Yani:
- Ayıplı mal → ayıplı maldan doğan seçimlik haklar,
- Mesafeli sözleşme → cayma hakkı
şeklinde iki farklı hukuki mekanizma bulunmaktadır.
Bununla birlikte mesafeli sözleşmelerde de kanunda öngörülen cayma hakkı istisnaları vardır. Bu nedenle “internetten alınan her ürün koşulsuz olarak 14 gün içinde iade edilebilir” şeklinde mutlak bir ifade de doğru değildir.
Örneğin kişiye özel hazırlanan ürünler veya mevzuatta ayrıca düzenlenen bazı mal ve hizmetler bakımından cayma hakkının istisnaları söz konusu olabilir.
“Kırılan Malın Bedeli Alınır” Tabelası Hukuken Ne Anlama Gelir?
Bu tür levhalar özellikle; züccaciyelerde, marketlerde, hediyelik eşya mağazalarında, dekorasyon mağazalarında, restoran ve kafelerde sıkça görülmektedir.
Burada temel hukuki soru şudur:
Müşteri bir ürünü kırdığında, yalnızca tabelaya dayanılarak ürün bedeli müşteriden tahsil edilebilir mi?
Cevap:
Hayır. Tabelanın varlığı tek başına müşteriyi otomatik olarak borçlu hâle getirmez.
Bir ürünün kırılması hâlinde öncelikle olayın nasıl gerçekleştiği, müşterinin kusurunun bulunup bulunmadığı, işletmenin gerekli güvenlik ve düzenleme önlemlerini alıp almadığı ve ortaya çıkan gerçek zararın ne olduğu değerlendirilmelidir.
Ürün Kırıldığında Haksız Fiil Sorumluluğu Gündeme Gelebilir
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür.
TBK m. 50 ise zarar görenin zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altında olduğunu düzenlemektedir. Zarar miktarının tam olarak ispatlanamaması hâlinde hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri dikkate alarak zararı hakkaniyete uygun biçimde belirleyebilir.
Dolayısıyla bir müşterinin ürünü kırması olayında genel olarak şu hususlar incelenmelidir:
- Ürün gerçekten müşteri tarafından mı kırıldı?
- Müşterinin davranışında kusur var mı?
- Ürünün bulunduğu yer güvenli miydi?
- Ürün normal bir müşterinin hareketiyle kolayca düşebilecek şekilde mi yerleştirilmişti?
- İşletme gerekli önlemleri almış mıydı?
- Ortaya çıkan gerçek zarar ne kadardı?
- Müşteriden talep edilen bedel gerçek zararı mı karşılıyor, yoksa bunun üzerinde bir bedel mi içeriyor?
“Müşteri Dokundu ve Kırıldı” Demek Tek Başına Kusuru İspatlamaz
Bir müşterinin ürüne temas etmiş olması ile hukuken kusurlu olması aynı şey değildir.
Örneğin;
- dar bir reyonda yürürken ürüne istemeden temas edilmesi,
- ürünlerin aşırı şekilde üst üste istiflenmiş olması,
- rafın dengesiz olması,
- ürünün geçiş yoluna taşacak biçimde yerleştirilmesi,
- ürünün müşterinin normal hareket alanına tehlikeli biçimde bırakılması
gibi durumlarda işletmenin kendi kusuru da olayın değerlendirilmesine dahil edilmelidir.
Özellikle müşteri normal ve makul bir hareket gerçekleştirirken ürünün düşmesi hâlinde, yalnızca “ürün kırıldı” sonucundan hareketle otomatik olarak müşterinin tazminat sorumluluğuna gidilemez.
İşletmenin Kendi Kusuru Varsa Tazminat Azalabilir veya Ortadan Kalkabilir
TBK m. 52 uyarınca zarar gören kişi, zararın doğmasına veya artmasına etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Bu nedenle müşterinin davranışı ile işletmenin ürünleri yerleştirme biçimi birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin:
“Müşteri dar bir koridorda normal biçimde yürürken, geçiş alanına taşacak şekilde konulmuş cam ürünün çantaya temas ederek kırılması” ile “Müşterinin ürünü raftan dikkatsizce çekip yere fırlatması” aynı hukuki olay değildir.
Yargıtay’da TBK m. 52 kapsamında zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına etkisini tazminat hesabında dikkate alınmaktadır.
Peki İşletme Ürünün Etiket Fiyatını Müşteriden İsteyebilir mi?
Burada mevcut uygulamada sıkça görülen bir başka yanlış bulunmaktadır.
“Kırılan ürünün satış fiyatı neyse müşteri onu öder.” şeklinde otomatik bir hukuki kural yoktur.
Ancak bunun karşılığı:
“İşletme hiçbir şekilde satış fiyatını talep edemez; yalnızca alış/maliyet bedelini isteyebilir.” şeklinde de kurulamaz.
Hukuken doğru yaklaşım, gerçek zararın belirlenmesidir. TBK m. 50 ve 51 uyarınca zarar ve tazminatın kapsamı somut olayın özelliklerine göre belirlenir.
Dolayısıyla kırılan ürünün bedelinin belirlenmesinde;
- ürünün piyasa/rayiç değeri,
- işletmenin ürünü yeniden temin edebilme bedeli,
- ürünün niteliği,
- ürünün satışa sunulmuş değeri,
- ürünün kullanılmış veya sergilenmiş olup olmadığı,
- hasarın niteliği,
- ürünün tamamen yok olup olmadığı,
- varsa hurda/salvage değeri,
- işletmenin somut ve ispatlanabilir başka bir zararı
gibi unsurlar dikkate alınabilir.
Perakende satış fiyatı, tek başına otomatik olarak tazminat miktarı değildir; ancak somut olayda zararın belirlenmesinde dikkate alınabilecek delillerden biri olabilir.
Tazminatın amacı işletmeye haksız bir kazanç sağlamak değil, uğranılan gerçek zararı gidermektir. Her tabela otomatik olarak bir sözleşme hükmü veya ceza koşulu oluşturmaz.
Özellikle tüketicinin bilgisi ve onayı dışında işletmenin tek taraflı olarak astığı:
“Kırılan ödenir.”
şeklindeki kısa bir levhanın, müşterinin kusurundan bağımsız olarak her durumda belirli bir bedel ödeme yükümlülüğü doğurduğu ileri sürülemez.
Burada ayrıca 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici işlemi söz konusuysa haksız şart denetimi de gündeme gelebilir.
“Kaybolan Eşyalardan Müessesemiz Sorumlu Değildir” Tabelası
Bu ifade ise olayın niteliğine göre farklı hukuki düzenlemelere tabi olabilir.
Bir kafeye giren kişinin kendi çantasını masanın yanında bırakması ile bir otelin müşterinin bagajını teslim alması aynı hukuki durum değildir.
Bu nedenle:
“İşletmede kaybolan hiçbir eşyadan işletme hiçbir zaman sorumlu değildir.”
şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır.
İşletmenin sorumluluğu;
- eşyanın işletmeye teslim edilip edilmediğine,
- işletmenin eşya üzerinde gözetim veya saklama yükümlülüğü üstlenip üstlenmediğine,
- işletmenin kendi kusurunun bulunup bulunmadığına,
- çalışanların davranışlarına,
- olayın gerçekleştiği işletme türüne
göre belirlenir.
Otel ve Konaklama Yerlerinde Özel Sorumluluk Kuralları Bulunmaktadır
6098 sayılı TBK’nın 576 ve devamındaki hükümleri otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi konaklama yerlerini işletenlerin sorumluluğunu özel olarak düzenlemektedir.
TBK m. 576 uyarınca konaklama yeri işletenler, konaklayanların getirdikleri eşyaların yok olması, zarara uğraması veya çalınmasından belirli koşullar altında sorumludur.
Daha önemlisi, TBK m. 578 açıkça işletmecinin:
“Ben sorumlu değilim.”
şeklinde bir ilan asarak kanuni sorumluluktan kurtulamayacağını düzenlemektedir.
Bu nedenle oteller bakımından: “Kaybolan eşyalardan otelimiz sorumlu değildir.” şeklindeki genel bir tabela, kanunun özel sorumluluk rejimini ortadan kaldırmaz.
Otoparklar İçin de Özel Düzenleme Bulunmaktadır
TBK m. 579, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğunu ayrıca düzenlemektedir.
Kendilerine bırakılan veya çalışanları tarafından kabul edilen motorlu taşıtların yok olması, zarar görmesi veya çalınması bakımından işletenlerin sorumluluğu bulunmaktadır.
Kanun, işletenin sorumluluk üstlenmediğini veya sorumluluğunu kanunda öngörülmeyen bir koşula bağladığını ilan etmesinin, kanundan doğan sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını açıkça düzenlemektedir.
Dolayısıyla:
“Otoparkımızdaki hırsızlık ve hasarlardan sorumlu değiliz.”
şeklindeki bir tabela, tek başına TBK m. 579 kapsamındaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Yargıtay’dan Önemli Bir İlke: Satıcının Sorumluluğunu Kaldıran Kayıtlar Sınırsız Değildir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1696 E., 2015/1109 K. sayılı kararında, satıcının ayıptan sorumluluğunu kaldıran anlaşmalar bakımından sorumsuzluk anlaşmalarına ilişkin hükümler değerlendirilmiş; özellikle satıcının ağır kusurunun bulunduğu hâllerde sorumsuzluk anlaşmasının sonuç doğuramayacağı kabul edilmiştir.
Bu karar doğrudan mağaza tabelaları hakkında verilmiş bir karar değildir. Ancak işletmelerin tek taraflı olarak sorumluluklarını sınırsız biçimde kaldırabilecekleri düşüncesinin hukuken doğru olmadığını gösteren önemli bir genel ilkedir.
Tabela Hukuken Ne Zaman Önem Kazanabilir?
Bir uyarı levhasının hiçbir zaman hukuki değeri yoktur demek de doğru değildir.
Örneğin işletme:
“Bu bölümde bulunan cam ürünlere dikkat ediniz.” veya “Ürünlere dokunmadan önce görevlimizden yardım isteyiniz.” şeklinde bir uyarı kullanıyorsa, bu levha olayın meydana gelmesindeki öngörülebilirlik ve işletmenin tüketiciyi bilgilendirme yükümlülüğü açısından delil olarak önem taşıyabilir.
Ancak:
“Kırılan her ürünün bedeli müşteriden koşulsuz olarak alınır.” şeklindeki bir levhanın varlığı, işletmenin müşterinin kusurunu, zararı ve illiyet bağını ispat etme yükünü ortadan kaldırmaz.
Başka bir ifadeyle:
Tabela delil olabilir; fakat kanunun yerine geçmez.
Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Sınırı
Ticaret Bakanlığı’nın güncel açıklamasına göre değeri 186.000 TL’nin altında bulunan tüketici uyuşmazlıklarında İl veya İlçe Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapılabilmektedir.
Başvurular;
- şahsen,
- posta yoluyla,
- avukat aracılığıyla,
- e-Devlet üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) aracılığıyla
yapılabilir.
Hakem heyetinin görev sınırını aşan tüketici uyuşmazlıklarında ise, uyuşmazlığın niteliğine göre dava şartı arabuluculuk ve ardından tüketici mahkemesi süreci gündeme gelebilir.
Uyarı levhası | Hukuki değerlendirme |
“İade yoktur.” – Ayıplı mal | Tüketicinin 6502 m. 11’den doğan seçimlik haklarını ortadan kaldırmaz. |
“İade yoktur.” – Fiziki mağazadan alınan ayıpsız mal | Genel bir yasal iade/cayma hakkı bulunmadığından, satıcı kural olarak iadeyi kabul etmek zorunda değildir. |
“İade yoktur.” – Mesafeli satış | Kanuni cayma hakkını ortadan kaldıramaz; ancak kanuni istisnalar saklıdır. |
“Kırılan ürün ödenir.” | Tek başına müşteriyi otomatik borçlu hâle getirmez. Kusur, zarar ve illiyet bağı değerlendirilir. |
“Kırılan ürünün satış fiyatı ödenir.” | Satış fiyatı otomatik tazminat miktarı değildir; gerçek zarar belirlenmelidir. |
“Kaybolan eşyalardan sorumlu değiliz.” – Genel işletme | İşletmenin sorumluluğu olayın niteliğine göre belirlenir; tabela tek başına bütün sorumluluğu ortadan kaldırmaz. |
“Kaybolan eşyalardan sorumlu değiliz.” – Otel | TBK m. 576-578’deki özel sorumluluk rejimi karşısında tek başına geçerli değildir. |
“Otoparkta oluşan zararlardan sorumlu değiliz.” | TBK m. 579 kapsamında özel sorumluluk kuralları ve ilanla sorumluluktan kurtulamama ilkesi dikkate alınır. |
Tüketici Hakem Heyeti sınırı | 186.000 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklar. |
İşyerlerine asılan:
“İade yoktur.”
“Kırılan ödenir.”
“Kaybolan eşyalardan sorumlu değiliz.”
gibi ifadeler, işletmenin tek taraflı iradesini ortaya koyar.
Ancak bu ifadelerin hukuki sonucu, tabelanın üzerinde yazan cümlenin kendisinden ibaret değildir.
Ayıplı malda tüketicinin kanundan doğan seçimlik hakları tabela ile ortadan kaldırılamaz.
Mesafeli satışlarda kanuni cayma hakkı, işletmenin tek taraflı bir levhasıyla kaldırılamaz; ancak kanuni istisnalar saklıdır.
Fiziki mağazadan alınan ayıpsız ürün bakımından ise genel bir yasal iade hakkı bulunmadığından, “iade yoktur” ibaresinin bu bağlamdaki anlamı farklıdır.
Kırılan ürün bakımından ise müşterinin otomatik olarak ürünün etiket fiyatını ödemek zorunda olduğu söylenemez. Öncelikle kusur, zarar, illiyet bağı ve işletmenin kendi kusuru değerlendirilmelidir.
İşletmenin talep edebileceği bedel de otomatik olarak alış fiyatı veya satış fiyatı değildir; somut olayda ortaya çıkan gerçek zarar esas alınmalıdır.
Otel ve otopark gibi kanunda özel sorumluluk rejimine tabi işletmeler ise “sorumlu değiliz” tabelasıyla kanundan doğan sorumluluklarını ortadan kaldıramaz.
Sonuç olarak:
Bir tabela, işletmenin müşteriye ne söylemek istediğini gösterir; fakat işletmenin hukuken ne kadar sorumlu olduğunu kanun belirler.
Uyuşmazlığın çözümünde esas olan tabelanın büyüklüğü veya kullanılan ifadelerin kesinliği değil; kanunun emredici hükümleri, taraflar arasındaki hukuki ilişki, sözleşmenin içeriği, kusur, zarar, illiyet bağı ve somut olayın özellikleridir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Evet. Ürün ayıplıysa 6502 sayılı Kanun’un 11. maddesindeki seçimlik haklardan yararlanabilirsiniz. “İade yoktur” tabelası kanundan doğan haklarınızı ortadan kaldırmaz.
Fiziki mağazadan yapılan ayıpsız alışverişlerde genel bir yasal cayma hakkı bulunmamaktadır. Ancak mağaza kendi iade veya değişim politikasını tüketiciye taahhüt etmişse durum farklı olabilir.
Kural olarak mesafeli sözleşmelerde 14 günlük cayma hakkı bulunmaktadır. Ancak kanunda ve ilgili yönetmelikte bazı istisnalar vardır.
Hayır. Tabela tek başına otomatik borç doğurmaz. Olayda kusurunuzun, zararın ve illiyet bağının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Yanlışlıkla meydana gelmesi tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Önemli olan davranışınızda hukuken kusur bulunup bulunmadığı ve işletmenin de zararın doğmasında etkisinin olup olmadığıdır.
Kesin bir cevap somut olay incelenmeden verilemez. Ürünün nasıl yerleştirildiği, geçiş alanının genişliği, işletmenin aldığı önlemler ve sizin davranışınız birlikte değerlendirilir.
Satış fiyatı otomatik olarak tazminat miktarı değildir. Gerçek zararın belirlenmesi gerekir. Satış fiyatı somut olayda zararın tespitinde dikkate alınabilecek unsurlardan biri olabilir; ancak işletmenin talep ettiği bedelin hukuken gerekçelendirilmesi gerekir.
İşletmenin talepte bulunması ile alacağın hukuken kesinleşmesi aynı şey değildir. Talep edilen bedelin hukuki dayanağı, kusur ve gerçek zarar ayrıca tartışılabilir.
Somut olayın koşullarına göre, yapılan ödemenin iadesi veya uyuşmazlığın çözümü için hukuki yollara başvurulması mümkün olabilir. Ödeme belgesi, fiş, kamera görüntüleri ve olayın nasıl gerçekleştiğini gösteren diğer deliller önem taşır.
Hayır. Otel, motel, pansiyon ve benzeri konaklama yerleri bakımından TBK m. 576 ve devamında özel sorumluluk hükümleri bulunmaktadır. TBK m. 578 uyarınca işletmeci kanuni sorumluluğunu yalnızca ilanla ortadan kaldıramaz.
Hayır. TBK m. 579 otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğunu özel olarak düzenlemektedir ve işletenin sorumluluk üstlenmediğini ilan etmesinin belirli kanuni sorumlulukları ortadan kaldırmayacağını açıkça öngörmektedir.
Somut olayın özelliklerine göre evet. Özellikle tüketicinin kanundan doğan haklarını ortadan kaldırmaya veya önemli ölçüde sınırlandırmaya yönelik, müzakere edilmemiş ve tüketici aleyhine dengesizlik yaratan sözleşme şartları 6502 sayılı Kanun m. 5 kapsamında haksız şart olarak değerlendirilebilir.
2026 yılında değeri 186.000 TL’nin altında bulunan tüketici uyuşmazlıklarında Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapılabilmektedir.
Tüketici Hakem Heyetine başvurular tüketiciler açısından ücretsiz olarak yapılabilmektedir. Başvurular elden, posta yoluyla veya e-Devlet/TÜBİS üzerinden gerçekleştirilebilir.
Uyuşmazlığın niteliğine göre tüketici mahkemesine başvuru gündeme gelir. Tüketici mahkemesinde görülecek uyuşmazlıklarda 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi kapsamında dava şartı arabuluculuk hükümleri de uygulanabilir; kanunda belirtilen istisnalar saklıdır.
