loader image

MURİS MUVAZAASININ UNSURLARI VE BAKIM İLİŞKİSİ

Muris muvazaası (halk arasında bilinen adıyla “mirastan mal kaçırma”), mirasbırakanın (muris) gerçek iradesini gizleyerek mirasçılarını yasal haklarından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı danışıklı işlemdir.

“İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan bu uyumsuzluk, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18.) maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde, tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Dolayısıyla muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında sonuç doğurmayan zahiri (görünüşte) bir işlem yaratma konusundaki anlaşmalarıdır.”

Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).

“Muvazaa, öğretide ve uygulamada “mutlak” ve “nispi” olmak üzere ikiye ayrılır:

 Mutlak muvazaada, taraflar aslında hiçbir hukuki işlem yapmayı istemezler, sadece dışarıya karşı bir irade açıklaması görüntüsü verirler.

 Nispi muvazaada ise tarafların gerçekten kurmak istedikleri bir hukuki işlem vardır; ancak bunu saklamak amacıyla, görünüşte başka bir işlemin kurulduğu intibaını yaratırlar.

Her iki durumda da görünüşteki işlem tarafların ortak ve gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak hukuki sonuç doğurmaz. Türk Hukukunda özellikle muvazaa davalarının çok büyük bir bölümünü oluşturan “muris muvazaası”, işte bu nispi (ve aynı zamanda tam) muvazaa türünün en önemli görünümlerinden biridir.” (Hukuk Genel Kurulu 2017/1211 E., 2019/377 K.)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/1-865 E., 2024/293 K., bu uyuşmazlıkların temel dayanağını şu şekilde özetlemektedir:

“İlgili hukuk kısmına yer verilen 6098 sayılı Kanun’un genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.

Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.”

Muris muvazaasında, temlikin (devrin) gerçekten yapılması istenmektedir; ancak bu işlem genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi kılıfına sokularak gizli bir bağış sözleşmesi olarak kurgulanır.

Bu tür davalardaki temel sorun, yapılan işlemin murisin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığıdır. Yargıtay kararlarında, bir temlikte satış bedelinin mutlaka nakit para olmasının şart olmadığı, belirli bir hizmet veya bakım emeğinin de ivaz (karşılık) sayılabileceği istikrarlı biçimde vurgulanır.

Eğer mirasbırakanın malını devretmesinin arkasında gerçekten bir bakım sağlama niyeti varsa, bu durum hukuken geçerli bir bedel kabul edilir. Dolayısıyla bakım ilişkisi savunması, davalı tarafın öne sürdüğü “temlikin muvazaalı bir bağış değil, bakım hizmeti karşılığında yapılmış ivazlı bir işlem olduğu” yönündeki en güçlü argümandır.

BAKIM İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN TEMEL KRİTERLER

TBK’nın 611. maddesinde düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflara karşılıklı hak ve borçlar yükleyen ivazlı bir akittir. Bakım alacaklısı malvarlığını devretme borcu altına girerken; bakım borçlusu da hakkaniyetin gerektirdiği özenle ona bakmak, uygun konut sağlamak ve tedavisini üstlenmekle yükümlüdür. Önemli bir husus olarak, sözleşme tarihinde bakım alacaklısının özel bir bakım gereksinimi içinde bulunması zorunlu değildir. Bu ihtiyacın daha sonra doğması veya ölümün çok kısa süre sonra gerçekleşmesi sözleşmenin geçerliliğini etkilemez.

Hukuk Genel Kurulu 2021/1 E., 2023/168 K., 08.03.2023

“Ne var ki, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere bu muvazaa türünde miras bırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıkların çözümünde bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, eş söyleyişle miras bırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, murisin yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

İlgili karara ait karşı oy yazısında da;

“Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Diğer taraftan; evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlâki bir görev ise de, görev sınırının aşıldığı, ana babanın normal bakım ötesinde ihtimama muhtaç olduğu durumlarda evladın hizmetin karşılığında bir şey istemesi hukuka uygun düşeceğinden, böyle bir durumda temlikin ivazlı olduğu kabul edilmelidir.”

Aynı minvalde, tüm malvarlığı tespit edilmeden eksik incelemeyle karar verilmesi de bozma sebebidir:

Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi 2021/410 E., 2021/2644 K.

“…Somut olaya gelince; birleştirilen davada ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım yükümlüsü … …’in mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve murise yaptığı baskı sonucu akdedildiği, aynı zamanda bakım ediminin de yerine getirilmediği iddia edilmiştir. Tarafların gerçek iradelerinin açıklığa kavuşturulması bakımından, sözleşme tarihinde murisin elinde bulunan malvarlığının tespiti ile bakım yükümlüsüne temlik edilen malın bütün mameleke oranı dikkate alınarak, sözleşmeye konu edilen taşınmazların makul olarak değerlendirilebilecek miktarı aşıp aşmadığının ayrıntılı biçimde denetlenmesi gerekirken mahkemece bu yönde bir incelemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece öncelikle sözleşme tarihinde muris adına kayıtlı taşınmazlar ile murisin de mirasçısı olduğu ve fakat henüz muris adına intikali yapılamış elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlar tespit edilmeli, murisin elinde bulunan malvarlığının değeri ile sözleşmeye konu taşınmazların değeri keşif ve bilirkişi incelemesi ile belirlendikten sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek murisin maksadı açıklığa kavuşturulmalıdır. Öte yandan sağlığında bakım alacaklısı tarafından ileri sürülebilecek kendisine bakılmadığı iddiasına dayalı olarak hüküm kurulması da doğru görülmemiştir…”

 

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/15479 E., 2020/2088 K.

“Ölünceye kadar bakma akdinin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın bütün mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.”

 

Yargıtay uygulamasında, bu ilkeler ışığında geliştirilen dört temel değerlendirme kriteri şunlardır:

Murisin bakıma muhtaç olup olmadığı, yaşı ve sözleşme tarihindeki genel sağlık hali incelenir.

Hukuk Genel Kurulu 2014/882 E., 2015/2834 K.

“Somut olaya gelince; miras bırakanın 74 yaşında ölünceye kadar bakma aktini yaptığı, 6 yıl sonra öldüğü, sağlığında akde aykırılık nedeniyle, başka bir ifadeyle bakılmadığı iddiasıyla dava açmadığı, öte yandan akit yapılırken miras bırakanın özel bakıma muhtaç olması gerekmediği gibi, tanık beyanlarına göre de davalının esasen miras bırakana ilgisini de eksik etmediği anlaşılmaktadır.

O halde, anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın davalı gelinine yapmış olduğu temlikin bakım karşılığı olduğu, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı, başka bir ifadeyle işlemin gerçek iradeyi yansıttığı sonucuna varılmaktadır.”

Murisin aile içindeki durumu, kiminle yaşadığı, bakıma ihtiyaç duyduğunda fiilen kimin destek olduğu ve diğer mirasçılarla ilişkilerinin niteliği değerlendirilir.

Murisin bakım ihtiyacını karşılayacak maddi gücü veya başka geliri olup olmadığı araştırılır. Başka gelirleri olmasına rağmen bunları kullanmayıp en değerli malını devretmesi hayatın olağan akışına aykırı görülebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/1297 E., 2025/2050 K.

“İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ölünceye kadar bakma akdinde bakım borçlusunun temlik edenin torunu olmasının, kendisine bakım koşuluyla temlik yapılmasına mani olmadığı gibi aksine yasal bir düzenleme de bulunmadığı, murisin ölümünden önceki son iki yılını felçli ve yatalak halde geçirdiği, davalının bakım alacaklısının ihtiyaç ve gereksinimlerini karşıladığı, miras bırakanın da sağlığında bakım koşulunun yerine getirilmediğine dair bir ihtaratı veya açtığı bir davanın bulunmadığı, bu kapsamda murise davalı tarafından bakıldığının kabulü gerektiği, öte yandan murisin davaya konu taşınmaz dışındaki taşınmazının hisseli ve düşük değerli olduğu gözetildiğinde davaya konu taşınmazın devredilmesindeki amacın muvazaa olduğuna ilişkin görüşün gerçekten tek taşınmazı olan veya taşınmazları arasında devre uygun bulunan taşınmazı diğer taşınmazlarından daha değerli olan kişilerin ölünceye kadar bakım akdi yapamayacakları sonucunu doğuracağı, bu durumun da akit yapma serbestisi ile bağdaşmayacağı, buna ek olarak somut olayda murisin davacılardan mal kaçırmasını gerektiren bir olgunun ve sebebin varlığının da ispatlanamadığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir… Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,” karar verilmiştir.

Eğer mal, murisin tüm malvarlığı içinde makul bir sınırda kalıyorsa bakım savunması desteklenir; ancak büyük bir kısmını oluşturuyorsa savunma zayıflar.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2020/2357 E., 2021/2507 K.

“Somut olaya gelince, ölünceye kadar bakma akdi ile 10 adet taşınmazın temlik edildiği, mirasbırakanın temlik harici 10.176,00 TL değerinde tek taşınmazının kaldığı, murisin daha azını vermek suretiyle kendisine baktırabilecekken taşınmazlarının tamamına yakınını birlikte yaşadığı oğluna temlik ettiği, ayrıca önemli oranda, bakımını gerektirir bir hastalığı da bulunmadığı gözetildiğinde asıl amacının kendisine baktırmak olmayıp birlikte yaşadığı davalıyı gözetmek suretiyle mal kaçırmak olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin yanlış değerlendirilmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir. Davacıların açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA,”

BAKIM OLGUSUNUN TEK BAŞINA YETERLİLİĞİ VE YETERSİZLİĞİ

Muris muvazaası davalarında salt “bakım” olgusunun ispatlanmış olması tek başına kesin bir kurtarıcı değildir. İşlemin genel manada makul ve dengeli olması da şarttır.

Bakım Olgusunun Yetersiz Kaldığı Durumlar:

Muris fiilen bakım görmüş dahi olsa, devredilen malın miktarı makul sınırların ötesindeyse, temlikin ardındaki amacın “bakım sağlamak” değil “mal kaçırmak” olduğuna hükmedilebilir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/14035 E., 2019/6018 K.

“Somut olayda; davalılar, sözleşmenin bakım alacaklısı tarafından bakıp gözetilme amacıyla değil mirasçılarından mal kaçırma amacıyla düzenlendiğini iddia ettiğinden, mahkemece tarafların gerçek iradelerinin açıklığa kavuşturulması bakımından, sözleşme tarihindeki murisin elinde bulunan malvarlığının tespit edilecek miktarı ile temlik edilen malın bütün mamelekine oranı dikkate alınarak ölünceye kadar bakım sözleşmesine konu edilen taşınmazların makul olarak değerlendirilebilecek miktarı aşıp aşmadığının 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme Kararı uyarınca, muris muvazaası ilkelerine uygun olarak yeterli araştırma ve inceleme yapılıp, toplanan ve toplanacak olan deliller ile birlikte dinlenen taraf tanıklarının beyanları değerlendirilerek, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin terekeden mal kaçırma amaçlı değil, gerçekten murisin bakımını sağlamak amacıyla düzenlenip düzenlenmediği araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”


Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/1646 E., 2025/6194 K.

“Somut olayda; muris …’nin temlik tarihi itibariyle malvarlığının tümünü oluşturan dava konusu 1 ve 4 nolu bağımsız bölümleri 17.04.2000 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik ettiği kayden sabit olup davalının anılan taşınmazların bakım karşılığı devredildiğini belirttiği ancak dosya kapsamından muris …’nin 17.04.2000 tarihi itibariyle dava konusu taşınmazları devretmesini gerektirecek ölçüde bakıma ihtiyacı olmadığı hususu; davacının 1990’lı yılların başında dava konusu aile apartmanından ayrılması ve babasına karşı bakım borcunu yerine getirmemesi nedeniyle de muris …’nin dava konusu devirleri yaptığına ilişkin davalı savunması birlikte değerlendirildiğinde muris …’nin temlik tarihinde malvarlığının tamamını oluşturan 1 ve 4 nolu bağımsız bölümleri tek erkek evladı olan davalıya mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.”

Bakım Olgusunun Yeterli Görüldüğü Durumlar:

Buna karşın, temlik murisin malvarlığının makul bir bölümünü oluşturuyor ve bakım hizmeti gerçekten ifa edilmişse savunma kabul görmektedir. Murisin sağlığında bakımsızlıktan dolayı akdin iptali için dava açmamış olması da güçlü bir karine sayılır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/41 E., 2023/2041 K.

“Tanık beyanları ve hastane kayıtları ile ispatlandığı üzere, mirasbırakanın hastalığı ve yaşlılığı nedenleriyle bakım ihtiyacında samimi olduğu ve davalının bakım borcunu yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Öte yandan mirasbırakanın ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalıya devrettiği taşınmazlarının dışında da taşınmazı bulunmaktadır. Temlik edilen malvarlığı ile temlik dışı bırakılan taşınmazın birbirine olan oranı makuldür. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ve sözleşmeden kaynaklanan taşınmaz devrinin terekeden mal kaçırma amaçlı değil; gerçekten bakım ihtiyacının karşılanmasına yönelik olduğu kanaatine varılmıştır. Hal böyle olunca, muris muvazaası nedeni ile iptal davasının reddi de yerindedir.”

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/7993 E., 2023/1113 K.

“Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Mirasbırakan yaşlılığı ve hastalığı nedeniyle bakım ihtiyacı içinde olduğu bir tarihte davalı ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmıştır. Davalı tarafından da mirasbırakana ölünceye kadar bakıldığı sabittir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesine konu taşınmazdan davalının miras payı çıkartıldıktan sonra bakiye kalan hissenin dava tarihi itibari ile değeri 105.075,21 TL olarak belirlenmiştir. Bakım alacaklısı ile bakım borçlusunun karşılıklı edimleri makul oranlardadır. Muris muvazaası ispatlanamamıştır. Hal böyle olunca, muris muvazaası nedeniyle sözleşmenin iptaline ve ivazlı akit nedeniyle tenkise ilişkin taleplerin reddedilmiş olması isabetlidir.”

BAKIM SAVUNMASININ REDDEDİLDİĞİ KRİTİK HALLER VE SOMUT ÖRNEKLER

Yargıtay içtihatlarında bakım savunmasının genellikle başarısız olduğu belirli tipik senaryolar mevcuttur:

Eş veya çocuk gibi yakınların sağladığı olağan bakım “ahlaki bir görev” olarak kabul edilir. Olağanüstü bir ihtimam gerekmediği sürece bu bakım ivaz sayılmaz.

Hukuk Genel Kurulu 2017/1211 E., 2019/377 K.

“Ayrıca, evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlaki bir görev ise de görev sınırının aşıldığı, ana babanın normal bakım ötesinde ihtimama muhtaç olduğu durumlarda evladın hizmetin karşılığında bir şey istemesi hukuka uygun düşeceğinden, böyle bir durumda temlikin ivazlı olduğu kabul edilmelidir.”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2023/5742 E., 2024/5992 K.

“Somut olayda; murisin ölmeden önceki süreçte malvarlığının tamamına yakın bir kısmını oğlu davalı …’a bedelsiz olarak devrettiği, murisin terekesinden mal çıkmadığı, her ne kadar muris tarafından dava konusu taşınmazların davalının murise sağladığı bakım nedeniyle minnet duygusu karşılığı davalıya devredildiği belirtilmiş ise de eldeki dosya ile Gülağaç Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1997/118 Esas sayılı dosya içeriğinden murisin yanında dava dışı kızı …’nin kaldığı ve murise …’nin baktığı, davalı …’ın dönem dönem gelerek maddi destekte bulunduğu, bu hususun ahlaki görev kapsamında olduğu, murisin çekişmeli taşınmazlardaki paylarını mal kaçırma kastıyla muvazaalı olarak devrettiği sonucuna varılmaktadır.”

Hukuk Genel Kurulu 2021/857 E., 2023/37 K.

“Satışa konu edilen bir malın devrinin ise belirli bir bedel karşılığında yapılacağı açıktır… Ancak, bedelin mutlaka para olması şart olmayıp… belirli bir hizmet, bakım veya emek de semen olarak kabul edilebilir ve böyle bir durumda temlik ivazlı sayılır. Ancak, bu açıklamadan her türlü bakım veya hizmetin semen/bedel olarak kabul edileceği sonucuna varılmamalıdır. Çünkü evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlaki bir görev olduğu gibi eşlerin birbirilerine bakıp destek olmaları da evlilik birliğinin bir gereğidir. Bu nedenle, ana babanın ya da eşin normal bakımın ötesinde özel bir ihtimam ve bakıma muhtaç olduğu, görev sınırının aşıldığı durumlarda yapılan bakım ve hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Murisin bakımını sağlayabilecek başkaca gelir ve malları bulunurken doğrudan en değerli taşınmazlarını devretmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.

Hukuk Genel Kurulu 2017/1211 E., 2019/377 K.

“Murisin özellikle bir parça taşınmazını devretmek suretiyle bakımını sağlayabileceği yerde, tüm mal varlığının yarısına yakın olan değerli üç parça taşınmazını davalıya temlik ettiği gözetildiğinde devirdeki asıl amacın bakım sağlamak değil mirasçılardan mal kaçırmak olduğu, böyle olunca da yapılan temlikin muvazaa ile illetli olduğundan iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.”

Hukuk Genel Kurulu 2017/1277 E., 2019/549 K.

“Yerel mahkemece murisin temlik ettiği taşınmazların tüm mamelekine oranının makul karşılanabilecek sınırda kaldığı belirtilmiş ise de dosyada mevcut tapu kayıtları incelendiğinde murisin dört parça taşınmazda malik iken bunlardan en değerli olanlarını davalı eşine temlik ettiği, geride kalan taşınmazların değerine göre ölünceye kadar bakma akdine konu taşınmazların tüm malvarlığının dörtte üçüne yakın miktarda olduğu gibi geride kalan taşınmazlarda murisin tam malik olmayıp dava dışı şahıslarla paydaş olduğu görülmektedir. Murisin özellikle bir parça taşınmazını devretmek suretiyle bakımını sağlayabileceği yerde, ilk temlikten on gün sonra başka bir taşınmazdaki payını da davalıya temlik ettiği ve bunların sahip olduğu en değerli taşınmazları olduğu gözetildiğinde temlikteki asıl irade ve amacının bakım sağlamak değil mirasçıdan mal kaçırmak olduğu, böyle olunca da yapılan temlikin muvazaa ile illetli olup iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.”

Murisin ölümüne çok kısa bir süre kala (özellikle ağır hastayken) yapılan devirler genellikle muvazaalı gizli bağış olarak nitelendirilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/5831 E., 2018/1049 K.

“Somut olaya gelince; murisin çekişme konusu kargir kahvehane vasıflı taşınmazı tapulama yolu ile 25/04/1972 tarihinde edinediği,kahvehane işletmeciliğine 01/01/1992 tarihinde başlayıp 31/03/1997 tarihinde terk ettiği,05/08/1998 tarihinde işyeri kira gelirinden dolayı gayrımenkul sermaye iradı mükellefi olduğu ve bu mükellefiyetin 08/07/1999 ölüm tarihine kadar devam ettiği, murisin emekli ve çocuksuz olup eşiyle ½’şer oranda paydaş olduğu zeytinlik vasıflı başkaca bir taşınmazının olduğu… temlikin ölüm tarihinden kısa bir süre önce gerçekleştiği,murisin eşi …’ün de davalının kardeşine yapmış olduğu başka bir temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği ve sözkonusu kararın kesinleştiği anlaşılmakla çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikinin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir.”

Verilen bakım hizmetinin değeri ile devredilen malın değeri arasındaki bariz orantısızlık muvazaanın güçlü bir kanıtıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/6610 E., 2015/8276 K.

“Somut olaya gelince; ortak mirasbırakanları M.. E..’un 19/12/2004 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacılar ile davalının babası olan Süleyman’ı ve dava dışı kızları Fatma, Melek ve Nuray’ı bıraktığı, murisin kayden maliki bulunduğu 6 parça taşınmazdan 4 parça taşınmazını ölünceye kadar bakım akdi ile tek erkek çocuğundan olma torunu davalıya ölümünden bir ay önce temlik ettiği, yapılan araştırma sonucu temlike konu taşınmazlarla temlik dışı kalan iki parça taşınmazın değerleri arasında açık nispetsizlik bulunduğu, murisin ölümünden bir ay öncesinde malvarlığının önemli bir bölümünü devrettiği, bakım alacaklısı ile bakım borçlusunun edimleri arasında aşırı orantısızlık oluştuğu anlaşılmaktadır.

Belirlenen bu olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; murisin ölünceye kadar bakım koşuluyla davalı torununa yaptığı temliki işlemlerin mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.”

BAKIM SAVUNMASININ İSTİSNAİ KABUL HALLERİ

Görünürde orantısızlık veya muvazaa şüphesi bulunsa dahi, bazı özgün durumlar bakım savunmasını hukuken geçerli kılar:

Minnet ve Şükran Duygusu: Murisin, kendisine olağanüstü özveriyle bakan kişiye derin bir şükran hissiyle yaptığı temlikler, mal kaçırma kastı taşımadığından sırf bedel düşüklüğü nedeniyle muvazaalı sayılmaz.

Şehir Değişikliği ve Hayat Düzenini Bozma: Bakım borçlusunun, murise bakmak için yaşadığı şehri, işini terk etmesi gibi ciddi somut fedakârlıklar yapması savunmanın inandırıcılığını büyük ölçüde artırır.

Uzun Süreli ve Kesintisiz Bakım: Sözleşmenin ardından murisin uzun yıllar yaşaması ve bu süreçte bakımın aralıksız, ihtilafsız sürdürülmesi, temlikin sahiciliğini gösteren temel bir olgudur.

*Olası hak kayıplarını önlemek ve telafisi imkansız zararların önüne geçmek adına, sürecin başından sonuna kadar mutlaka alanında uzman bir avukattan hukuki danışmanlık alınarak yönetilmesi yasal hakların korunması için elzemdir.
×

Merhaba! Randevu ve diğer talepleriniz için iletişime geçebilirsiniz.

× Whatsapp Destek